ManazNet English
Stratejik Yorumlar
Panoramio Fotoğrafları

GEÇMİŞTEN BUGÜNE PKK – KADEK

A. PKK Örgütünün Kuruluşu

1950 yılında NATO, 1955’de Varşova Paktı’nın kuruluşu Batı ile Doğu arasındaki soğuk savaşın da başlangıcı sayılır. 9 Mart 1957 tarihinde kabul edilen ABD’nin Eisenhower Doktrini, 1960’lı yılların oldukça çetin geçeceğinin habercisi oldu. 1968 yılında bütün dünyayı saran öğrenci hareketleri Türkiye’yi de etkiledi. 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatı, başta Yunanistan olmak üzere Türkiye’ye karşı yeni düşman ülkelerin ve ittifakların ortaya çıkmasına yol açtı.

Bu yıllarda Türkiye’de birbiri ardına çeşitli örgütler ve dernekler kurulmaya başlanmıştı. Ankara Yüksek Öğrenim Derneği de bunlardan birisiydi. Bu dernek mensupları arasında 1980’li yıllarda PKK terörüne önderlik edecek pek çok isim vardı. 1974 yılında Abdullah Öcalan, Kesire Yıldırım, Şahin Dönmez, Haki Karaer, Cemil Bayık ve Kemal Pir isimli örgüt mensupları Ankara’nın Tuzluçayır semtinde bir araya geldiler. Yapılan toplantıda 6 kişiden her birinin bir bölgeye giderek yeni bir örgütlenme hazırlığı yapması kararlaştırıldı. Bu aşamada liderin kim olacağı ve harekete ne isim konulacağı henüz belirli değildi. Ancak öncelikli örgütlenme alanı olarak Diyarbakır, Gaziantep ve Urfa pilot bölge olarak seçilmişti. İlk toplantının katılımcılarından Haki Karaer, propaganda amacıyla gittiği Gaziantep’te, o dönemde zayıf bir Kürtçü örgüt olan Kızıl Yıldız mensupları tarafından öldürüldü. Bu örgütlenme, 27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır Lice İlçesi Fis köyünde yapılan bir toplantıyla, kısa adı PKK olan Kürdistan İşçi Partisi ismini benimsedi.

B. PKK Suriye İlişkileri

1979 yılında kurucu üyelerden Şahin Dönmez’in yakalanması, PKK’ya vurulan ilk önemli darbe oldu. Partinin faaliyetleri emniyet kuvvetlerince deşifre edilince, panik içindeki örgüt mensupları Suriye üzerinden Lübnan’a kaçarak Bekaa Vadisi’ne yerleştiler. Daha önce Filistinlilere ait olan ve Suriye hududuna 2 kilometre uzaklıktaki Helve kampı, PKK örgütüne tahsis edildi. Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan kendisine Suriye’nin başkenti Şam’ı karargah seçmişti. Bununla birlikte 1980 yılında Lazkiye’nin Kardaha kasabasında Rifad Esad’a ait bir villayı kullandığı ve burada aşk alemleri yaptığı da belirtiliyordu. Örgütün yönetim kademesinde Suriyeli Kürt ve Ermenilerin önemli etkinliği vardı.

12 Eylül Askeri Harekatı, yurt dışına kaçamayan birçok örgüt mensubunun yakalanması için bir fırsat oluşturdu. Bu dönemde PKK, yurt içinde hemen tümüyle yok olma noktasına gelmişti. Emir ve eğitim merkezini yurt dışına taşıyan PKK terör örgütü, 15-26 Temmuz 1981 tarihleri arasında Beyrut’ta Birinci Ulusal Konferansını gerçekleştirdi. Bu toplantıyla örgüt, Viet-Kong modeli düzenli bir gerilla savaşı modelini benimsedi. Bu arada Türkiye’de cezaevlerinde bulunan örgüt mensupları da kışkırtılarak isyan, propaganda ve toparlanma faaliyetleri başlatıldı. 21 Mart 1982’de PKK Merkez Kurulu üyesi Mazlum Doğan’ın kendisini cezaevi hücresinde asması, 18 Mayıs 1982’de Bazı militanların kendilerini yakmaları, 14 Temmuz 1982’de kimi örgüt mensuplarının ölüm orucu eylemleri PKK’nın diriliş çabalarının birer örneğiydi.

PKK terör örgütü, 20-25 Ağustos 1982 tarihleri arasında Suriye’nin başkenti Şam’da II. Kongresini gerçekleştirdi. Toplantıda, bağımsız bir Kürdistan devletinin silahlı mücadele yoluyla kurulması, eğitim gören militanların eylem yapmak için Türkiye’ye gönderilmesi kararlaştırılmıştı. Alınan bu karara uygun olarak, Lübnan’da bulunan terör örgütlerinden gerilla taktiklerine ilişkin eğitim desteği alındı. Üslenilmesi düşünülen Güneydoğu Anadolu’da, örgütün ifadesiyle Botan kırsalındaki güvenilen köylerde küçük komiteler kurulması ve militanlara bölgenin tanıtılması düşünülüyordu.

Küçük askeri hedefler belirlenerek buna uygun keşifler ve uygulamalar yapılması, bölgede yaşayan işsiz ve köylü gençlere yönelik para destekli propagandalarla yeni taraftarlar kazanılması amaçlanıyordu. Bu planın parçası olarak, 1983 yılında Mahzun Korkmaz isimli terörist önderliğindeki iki grup, gizlice Türkiye’ye geldiler. Ancak hedeflerine ulaşamadan Kuzey Irak’a dönmek zorunda kaldılar. Bu başarısızlık örgütü yeni arayışlara yöneltti. Üniversiteli militanların halkın gelenek ve kültürüne yabancı olması, şehirli militanların kırsal tabiat şartlarına uyum gösterememesi ve araziyi tanımaması başarısızlığın nedenleri olarak görüldü. Ayrıca bu dönemde örgüt içinde, yöre halkından çok az kişi vardı ve halk örgüt mensuplarına yardım etmekten kaçınıyordu. Asala’nın eylemlerine son vermesi ve PKK ile işbirliğine yönelmesi terör örgütüne yeni dış destekler ve moral kazandırdı.

C. PKK Terörü ve Eylemleri

Yöre halkının örgüte destek vermesini sağlamak için büyük bir gözdağı verilmesi, normal yollardan elde edilemeyen etkinliğin korkuyla tesis edilmesi planlandı. Bu amaçla 15 Ağustos 1984 gecesi Hakkari’nin Eruh ve Şemdinli ilçelerindeki jandarma karakolları ve subay lojmanlarına baskın yapıldı. Terör örgütü bu şekilde başlayan silahlı eylemleriyle asker, memur, yaşlı, kadın ve çocuk demeden katliamlara başladı.

2001 yılına kadar yaklaşık 30 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açan PKK teröründe katledilenlerin yaklaşık bin tanesi kadın ve çocuklardan oluşuyordu.Terör eylemleriyle Köy ve mezralar yakıldı, karakollar, bölgede hizmet veren kamu araçları, köprüler, okullar, sağlık ocakları tahrip edildi. İçlerinde doktor, mühendis, hemşire, imam, öğretmen ve belediye başkanlarının da bulunduğu yüzlerce devlet görevlisi katledildi. Çatışmalarda 5 bini aşkın asker ve emniyet görevlisi şehid olurken 11 bini aşkını da yaralandı. PKK terör örgütüne ait silah ve cephane, küçük bir ülkenin ordusunu donatacak güce ulaşmıştı.

PKK Terör örgütü 26 – 30 Ekim 1986 tarihinde, Mahzun Korkmaz Akademisi adını verdiği Lübnan’ın Bekaa vadisindeki kampında III. kongresini gerçekleştirdi. Bu arada PKK, siyasi kanat olarak 21 Mart 1985’te ERNK, askeri kanat olarak ilk eylemini 15 Ağustos 1984’de yapan ARGK isimli alt yapılarını tamamlamış, kendine göre Marksist Leninist ideolojiye dayalı halk savaşlarının 3 oluşumunu gerçekleştirmişti. Parti, Cephe ve Ordu üçlüsünden oluşan bu yapılanma, 1987 yılına kadar halk tabanında yayılmayı, taraftar toplamayı, eğitmeyi ve bunlar için gerekli maddi kaynağı bulmayı hedeflemişti. PKK’nın bu dönemdeki en büyük para kaynağı uyuşturucu ticaretine aracılık etmesiydi. Bekaa vadisindeki tarımsal üretimin yaklaşık % 85’ini haşhaş üretimi oluşturuyordu. Uyuşturucuyla birlikte tarihi eser kaçakçılığını da organize eden PKK, Türkiye ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi üzerinden yaptığı ticaretle yılda yaklaşık 900 milyon dolar para kazanıyordu. Ayrıca, III. kongrede alınan karar gereğince, Kürt kökenli işadamlarından ve müteahhitlerden de terör örgütü için bağış ve haraç alınmaya başlanmıştı. Örgüt Türkiye’yi kendine göre eyaletlere bölmüş ve buralara sorumlu idareciler atamıştı.

1984’den sonra bir süre silahlı baskınlara ara veren örgüt 1987 yılından sonra katliamlarına yeniden başladı. Bu tarihten itibaren terör ve katliam yoluyla bölge halkı üzerinde baskı kuran örgüt 13 – 30 Eylül 1989 tarihleri arasında Van Çatak İlçesi Tatareş dağında I. yurtiçi konferansını düzenledi. Alınan pek çok karar yanında, örgütten kaçma girişiminde bulunan militanların da yargılanıp cezalandırılması kararlaştırıldı.

26 – 31 Aralık 1990 tarihinde Kuzey Irak’ta yapılan IV. Kongre ile birlikte terör örgütü siyasi çalışmalara ve propaganda faaliyetlerine ağırlık verilmesi kararını aldı. Buna bağlı olarak 1991 seçimlerinde PKK’nın desteklediği birçok kişi milletvekili seçilerek parlamentoya girdiler.

1992 yılıyla birlikte emniyet kuvvetlerinin PKK terör örgütüne yönelik operasyonlarında büyük başarı sağlandı. Büyük zayiat veren örgüt, 1993 yılı başında sözde ateşkes kararı alarak toparlanmayı ve yeniden yapılanmayı düşündü. Yeniden toparlanmayı sağlamak için Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen 130 kişi 1993 yılının Mart – Haziran aylarında Zeli kampında özel bir siyasi eğitime tabi tutuldular. Ancak PKK’ya olan destek gün geçtikçe azalıyordu. Nitekim 400 kişi için planlanan bu eğitime çoğu kişi gelmemişti. Marksist Leninist çizgisini saklamayan terör örgütü, bu tarihlerde yeniden güç kazanmak için Kürdistan İslami Hareketi adıyla dini çizgide birimler de oluşturmaya yöneldi. 24 Mayıs 1993 tarihinde Bingöl – Elazığ karayolunda 33 askerin şehit edilmesiyle örgüt, sözde ateşkesinin bir taktik olduğunu ortaya koydu. 1994 yılı da PKK terör örgütünün yine kadın, çocuk, yaşlı, sivil veya asker ayırmadan yaptığı katliamlar, köy baskınları, mayınlama ve bombalama eylemleriyle geçti.

PKK terör örgütü 7-27 Ocak 1995 tarihleri arasında Kuzey Irak’ta Haftanin bölgesinde V. Kongresini yaptı. Kongreyi takiben siyasallaşma faaliyetlerine hız veren örgüt 12 Nisan 1995’de Hollanda’da bir sözde Kürt Parlamentosu topladı. Toplantıya birçok ayrılıkçı grup yanında, dokunulmazlıkları kaldırılan ve yurt dışına kaçan bazı DEP milletvekilleri de katılmışlardı.

Terör örgütü, 1996 yılı sonunda yurt dışındaki Marksist Leninist terör örgütleriyle yurt dışında bir birlik protokolü imzalayarak ortak hareket kararı aldı. 1996 – 1997 yıllarında terör örgütünün genişleme politikasına uygun olarak Karadeniz bölgesindeki eylemlerinde artışlar görüldü. Aynı yıl içinde Antalya bölgesinde özellikle turistlere yönelik eylemlere de hız veren örgüt, bu yolla Türkiye’nin turizm gelirlerini baltalamayı hedeflemişti. Bu eylemleri gerçekleştirenlerin Yunanistan’da eğitim gördükleri ortaya çıktı.

D. Kuzey Irak’ta Yeni Yapılanma ve PKK

17 Eylül 1998’de, Barzani KDP’si ile Talabani KYB’si arasında Washington’da yapılan anlaşma Kuzey Irak içinde bir dönüm noktası oldu. KDP ve KYB tarafından dışlanan PKK, bu birleşmeye katılmak istediyse de başarılı olamadı. Amerika Birleşik Devletleri’nin de açıkça PKK’ya tavır alması üzerine Türkiye, savaşı da göze alarak PKK’nın Suriye’deki varlığına son vermek için atağa geçti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kararlı tutumu ve Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş’in 5 Ekim 1998’de Suriye sınırına yakın bölgede yaptığı konuşma etkisini gösterdi. Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye’yi terk etmek zorunda kaldı. Buradan Yunanistan’a kaçan Öcalan, iltica talebi kabul edilmeyince Moskova’ya gitti. Duma Meclisi Öcalan’ın Rusya’da kalmasını onaylarken, Rusya Başbakanı karşı çıktı. 12 Kasım’da Abdullah Sarıkurt adına düzenlenmiş sahte pasaportla Moskova’dan Roma’ya gelince İtalyan polisince tutuklandı. Dönemin İtalyan hükümetinin açık koruması da sonuç vermedi ve 16 Ocak 1999 tarihinde Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nce “Lazaros Mavros” adına düzenlenen kırmızı pasaportla buradan ayrıldı. Yeniden Moskova’ya oradan Yunan Gizli Servisine ait uçakla Yunanistan’a ve buradan da Kenya’ya kaçırıldı. 16 Şubat 1999 tarihinde ise Kenya’da düzenlenen özel bir operasyonla yakalanarak Türkiye’ye getirildi.

Yurt içinde PKK terör örgütüne karşı uzun yıllar süren başarılı bir mücadele verilmesine karşın, örgüte birçok Avrupa ve Ortadoğu ülkesinin desteği hiç kesilmedi. Suriye, Terör örgütüne yıllar boyunca en önemli desteği sağlayan, terör örgütü başının Şam’da ikamet etmesine izin veren, işgali altındaki Bekaa vadisinde ve Suriye topraklarındaki kamplarda eğitilmesine öncülük eden en önemli ülkeydi. Suriye ile yakın işbirliği bulunan İran da örgütün Ortadoğu’daki en önemli destekçilerindendi. İran Irak sınırının kuzeyi boyunca uzanan Kandil dağları örgütün son dönemlerdeki başlıca barınağı olmuştu. Bulgaristan, Romanya gibi Balkan ülkeleri terör örgütünün önemli geçiş noktaları arasındaydı. İtalya, Hollanda, Almanya, İngiltere, Belçika, Fransa, Avusturya, İsviçre, İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya, İspanya, kısacası hemen bütün Avrupa ülkeleri ile Ermenistan PKK yan kuruluşlarının rahatlıkla teşkilatlanıp faaliyet sürdürdükleri mekanlar olmuştu.

Örgüt 1993 yılında Almanya’da resmen yasaklanmasına rağmen paravan isimlerle kurulan 33 ayrı dernekle faaliyetlerini devam ettirdi. Yunanistan’da Atina ve İstanköy’de bulunan PKK’nın yan kuruluşları, örgütün faaliyetlerini organize ediyorlar ve çok sayıda militan Yunanistan’da bulunan kamplarda eğitim görüyorlardı. Güney Kıbrıs Rum Kesimi, terör örgütünün Ortadoğu – Avrupa arasındaki geçiş köprüsüydü. Bekaa vadisinde Abdullah Öcalan’ı ziyaret eden Rum Milli Muhafız Ordusu emekli komutanı; “Kürdistan’ın kurtuluşu Kıbrıs’ın kurtuluşudur” diyerek bu işbirliğini özetlemişti. Terör örgütünün yayın organı MED TV, 22 Mart 1999 tarihine kadar 4 yıl süreyle İngiliz uyduları üzerinden yayın yapmış ve Türkiye’nin baskıları sonunda İngiliz Bağımsız Yayın Kurumu tarafından kapatılmıştı. Bunun ardından 29 Mart 1999’da merkezi Almanya’da bulunan, Vatikan tarafından finanse edilen İngiltere lisanslı CTV yayına başladı. Bunu 1 Ağustos 1999 tarihinde Fransa’dan devreye giren MEDYA TV izledi. Bu televizyonun yayınları da Belçika Brüksel’deki stüdyolarda hazırlanmaktaydı.

Terör örgütünün başı Öcalan’ın 16 Şubat 1999’da yakalanmasını takiben yargı süreci başladı. Türkiye’nin çeşitli bölgelerindeki mahkemelerde açılan davalar birleştirilerek, Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce hazırlanan 26 Nisan 1999 tarihli iddianame ile yargılanıp Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesine göre idama mahkum edildi. 22 Kasım 1999 tarihinde de idam kararı Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onaylandı.

Yargılama sürecinde Terör örgütünün başı Öcalan, çeşitli Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinin yardımlarını tek tek anlatırken ilginç itiraflarda da bulunmuştu. Kullandıkları 20 Strella füzesini PKK Yunanistan temsilcisinin kiliselerin de bağışları ile Sırbistan’tan aldığını, Körfez Savaşı sonrasında Kuzeye sürülen halkın bıraktığı silahları topladıklarını, Suriye gizli servisi Muhaberat ile işbirliği içinde çalıştıklarını açıklamıştı.

Öcalan, terör örgütü mensuplarının Yunanistan’da Lavrion ve Dimitri Elen kamplarında eğitim gördüklerini, İran’ın Urumiye kentinde bir hastaneleri bulunduğunu, Özgür Gündem ve Özgür Politika gazeteleri ile MED TV’nin örgütün yayın organları olduğunu açıkça ifade etmişti. İddianamede belirtildiği şekilde; terör örgütünün Suriye’de 2, Lübnan’da 2, Kuzey Irak’ta 6, İran’da 7 ve Yunanistan’da 3 adet eğitim kampı vardı.

E. PKK Siyasallaşma Süreci

Terör örgütü başının yakalanmasını takiben, 23 Ocak 2000 tarihinde İran Irak Sınırı’nın kuzeyindeki Kandil bölgesinde yapılan VII. Kongre sonunda örgüt silahlı eylemlerine ara vererek tümüyle siyasallaşma sürecini başlattı. Örgütün silahlı militanları, dağlarına yerleştiler. Siyasallaşma faaliyetleri çerçevesinde PKK terör örgütü, etnik dil ve kimliklerin Anayasa güvencesi altına alınmasını, eğitim ve kültür haklarının tanınmasını, idam cezasının kaldırılmasını, genel af çıkartılarak bütün PKK mensuplarına siyaset hakkı tanınmasını gerçekleştirmek istiyordu. Avrupa Birliği uzun süre direndikten sonra 1 Mayıs 2002 tarihinde PKK’yı terör listesine alabildi. Ancak terör örgütü Ocak Şubat 2002 tarihindeki VIII. Kongresinde bazı batılı ülkelerin tavsiyesiyle ismini değiştirmiş ve KADEK ismini almıştı.

Kandil dağlarında 4 bini aşkın silahlı militan barındıran PKK – Kadek Terör Örgütü siyasallaşma çalışmalarını sürdürüyor. Bu söylemi ve örgütün bugünkü durumunu birkaç açıdan değerlendirmek gerekir :

Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’ın cezası, Türkiye’de idamın kaldırılmasını takiben ömür boyu hapse çevrildi. Öcalan içerde rahat edebilmek ve örgütün Türkiye’deki tabanını sürekli kılabilmek için bir barış söylemi başlattı. Buna karşılık, Kuzey Irak’taki silahlı PKK varlığı dağıtılmadı ve Türkiye’ye karşı bir tehdit unsuru olarak gerektiğinde kullanılmak üzere bekletiliyor. Örneğin, geçtiğimiz aylarda Öcalan ile avukatlarının görüştürülmemesi gerekçe gösterilerek bir yandan büyük şehirlerde halk gösterileri organize edilirken, diğer yandan da Güneydoğu Anadolu’daki bazı köylere ve devlete ait hedeflere silahlı saldırılar düzenlendi. Bu örnek PKK – Kadek’in şartların değişmesiyle birlikte tekrar teröre başlayabileceğinin önemli bir göstergesiydi.

Beşar Esad’ın işbaşına gelmesiyle birlikte Suriye – Türkiye ilişkilerinin düzelme yoluna girmesi, PKK’nın bölgedeki en önemli desteğini yitirmesine yol açtı. Bazı irtibat birimleri halen Suriye ve Lübnan’da üstlenmiş olsa da, PKK – Kadek’e açıktan destek olan bir bölge ülkesi kalmadı. Bununla birlikte örgütün bölgede bulunmasından yararı olan pek çok ülke var. ABD + İngiltere + İsrail ittifakının, Kuzey Irak’taki Kürt gruplarla birlikte PKK’nın da Türkiye’ye karşı bir şantaj unsuru olarak varlığını sürdürmesinden yana olduğu açık. Bu tehdit unsurunun, Irak ve Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasında Türkiye’nin bazı oluşumlara razı olmasına yardımcı olacağı düşünülüyor.

PKK – Kadek’in Türkiye’ye yönelik terör eylemlerinde İran topraklarını kullanmasına ve ülkesinde açık faaliyette bulunmasına Hatemi yönetimi karşı çıkıyor. Bununla birlikte, İran’ın istihbarat birimleri ve silahlı kuvvetleri tümüyle Hatemi kontrolünde olmadığı için; PKK – Kadek örgütünün İran topraklarını kullanarak bölgeye giriş çıkış yapmasına ve ihtiyaçlarını karşılamasına göz yumuluyor.

PKK’nın siyasallaşmasına öncülük eden en önemli güç şüphesiz ki Avrupa Birliği ülkeleri. Öcalan’ın yakalanmasından sonra, AB’nin ortak istihbarat birimleri örgütün Avrupa’da yaşayan bir komite tarafından yönetilmesi için büyük gayret sarfettiler. Bunda tamamen başarılı olamasalar da Kandil’deki silahlı birimlerle olan irtibatı da korudular. Türkiye’nin PKK’nın yasaklanmasına ilişkin baskıları artınca, örgütün ismini değiştirmesini önerip, yeni ismin yasaklanmayacağı konusunda güvence verdiler. Bu güvenceye bağlı olarak, Avrupa Birliği ülkelerindeki Kadek örgütlenmelerine yönelik hiçbir tedbire başvurulmadı.

Kandil dağlarındaki silahlı PKK Kadek birimleriyle komşu olan Talabani yönetimindeki KYB, Türkiye’ye şirin görünmek için PKK’ya yönelik bazı göstermelik eylemlerde bulundu. Ancak aralarındaki fikri yakınlık sebebiyle ciddi bir çatışmaya hiçbir zaman girmediler. Aynı şekilde, PKK Kadek birimleriyle aşiret yakınlığı da olan Barzani yönetimindeki KDP de, Türkiye ile ilişkilerinin gerginleştiği 2002 yılından itibaren örgütün kendi topraklarını kullanmasına göz yumdu. Esasen her iki Kürt grubu da, silahlı mücadele tecrübesi daha fazla olan PKK – Kadek militanları ile doğrudan savaşmayı göze alamadılar.

Nisan 2003’te ABD ve müttefiklerinin Irak’ı işgali sonrasında PKK, bir süre tedirginlik yaşadıysa da kısa sürede ABD ile iyi ilişkiler kurdu. ABD, PKK terör örgütünü hem Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanmak, hem de Suriye ve İran’daki muhtemel operasyonlara hazır bulundurmak amacıyla koruma altına aldı. PKK, İran’ın Mahabat bölgesinde ve Suriye’nin Kamışlı Haseki bölgesinde geniş bir tecrübeye ve halk tabanında güçlü irtibatlara sahipti. Terör örgütü Bu bölgelerde ve Türkiye’de, CIA, MI6 ve Mossad için istihbarat toplamaya başladı.

Irak’ta direnişin arttığı 2004 yılında ABD, PKK’yı göstermelik olarak ikiye böldü ve Osman Öcalan liderliğindeki grubu Suriye’de kullanmak üzere Musul ve Suriye sınırında örgütledi. Kamışlı ve Mahabat’ta Mart ayı ortasında aynı günlerde çıkan isyanlarda PKK önemli bir rol oynadı. Bir maç sırasında Kamışlı’da Kürtler Araplara karşı kışkırtılınca 50’yi aşkın kişi öldü ve yüzlercesi yaralandı.

Aynı dönemde 2 bin kadar PKK’lı Türkiye’ye giriş yaparak bir yandan siyasi çalışmalara destek vermek diğer yandan da kentlerde küçük çaplı eylemler yapmak üzere görevlendirildiler. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş süreciyle birlikte, ayrılıkçı hareketlere karşı ılımlı bir tavır takınan AKP hükümetinin politikası PKK’nın politik uzantılarına büyük cesaret verdi. PKK militanlarının mezarları ziyaret edildi ve başta Diyarbakır Belediye Başkanı olmak üzere bazı siyasiler PKK’dan “Silahlı Kürt Muhalefeti” olarak söz etmeye başladılar.

AB sürecindeki ılımlılığın PKK terör örgütünün halk tabanına daha fazla yayılmasına ve ayrılıkçılığın güçlenmesine yol açtığı çok açık. Devletin sivil kurumlarının sessiz kaldığı ve hiçbir psikolojik karşı mücadelenin yapılmadığı bu ortamda, gelişmelerin ileride toplumun kendi dinamikleriyle bir çatışmaya yol açabileceği çok büyük ihtimal olarak karşımızda duruyor.



Share
Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
This site is protected by WP-CopyRightPro