Archive for the ‘Asya’ Category
ABD, İngiltere ve İsrail tarafından oluşturulan üçlü ittifak 1990’lı yılların başından itibaren “Tehditle Varolma Stratejisi” yürütüyordu. Stratejinin temeli, radikal İslamcı örgütleri tehdit olarak göstererek askeri ve siyasi hakimiyet alanları oluşturmaktı. Bu konudaki en önemli örnekler Afganistan ve Filistin’de yaşandı.
1970’li yılların ortasından itibaren Afganistan’da Rus işgaline karşı mücadele eden Hizbi İslami ve Cemiyeti İslami örgütleri CIA tarafından desteklenip yönetildi. Usame Bin Laden bu dönemde CIA adına Afgan direnişinin askeri, mali ve lojistik desteğini koordine ediyordu. 1989 yılında Sovyetler Birliği dağılıp, Afganistan işgali de sona erince ABD Kuzeyli bu örgütlere olan desteğini geri çekti. Buna karşılık, Orta Asya petrollerini sıcak denizlere indirecek bir petrol boru hattı kurmak için Taliban ve Pakistan ile yakınlaştı. 1998 yılından sonra Laden ile Taliban ortaklaşa olarak, ABD, İsrail ve Batı’yı düşman ilan etti. ABD, şüpheli 11 Eylül 2001 olayını takiben, radikal İslamcılığı tehdit göstererek Afganistan’a, Körfez petrolünü kontrol etmek için de Irak’a müdahale etti.
2000’li yıllardan sonra ABD, radikal İslamcı örgütlerden uzaklaşırken, ılımlı İslamcı örgütlerle yakınlaşmaya başladı. Fas’tan OrtaAsya’ya kadar olan İslam dünyasına ve petrol bölgelerini yönetmeyi hedefleyen Büyük Ortadoğu Projesi bu dönemde başladı. Önceleri, ABD’de Bush yönetiminin Haçlı Zihniyeti, bütün İslam dünyasında Amerikan düşmanlığının büyük bir hızla yükselmesine yol açtı. Demokratların işbaşına gelmesiyle bu politikadan vazgeçildi ve İslam dünyasında tabanda güçlü olan tarikatlar, cemaatler ve ılımlı siyasal İslamcı gruplara önemli destek verildi.
Son yayınlanan Usame Bin Laden öldürüldü haberleri yeni bir psikolojik savaş döneminin başladığının en önemli işareti. Usame Bin Laden, Afgan Direnişi sırasında da, 11 Eylül 2001 döneminde de ve sonraki yıllarda da hep ABD’ye çalıştı. El Kaide tarafından İslam dünyasında gerçekleştirilen bütün eylemler, ABD için önemli bir müdahale gerekçesi oldu.
ABD’nin uzun yıllardır yerini bildiğine inandığımız Usame Bin Laden’i devreden çıkarmasının gerçek amacı; radikal İslamcıları kışkırtarak eylemlere yöneltmek ve bu eylemleri gerekçe göstererek bu örgütlere ve bulundukları ülkelere müdahale ortamı yaratmaktır.
WikiLeaks dönemiyle birlikte, ABD ve Pentagon için yeni bir dönem başladı. Büyük Ortadoğu’daki demokratik isyanlarda, halk tabanında etkili olan ılımlı İslamcılarla radikal İslamcıların ayrıştırılması ve yönetimde etkinlik kurmalarının önlenmesi gerekiyordu. ABD’nin uzun yıllardır yerini bildiğine inandığımız Usame Bin Laden’i devreden çıkarmasının gerçek sebebi budur. Temel amaç; radikal İslamcıları kışkırtarak eylemlere yöneltmek ve bu eylemleri gerekçe göstererek bu örgütlere müdahale ortamı yaratmak.
Nitekim Filistin’de de 1980’li yılların ortasından itibaren örgütlenmesine, büyümesine ve güçlenmesine izin verilen Hamas, uzun yıllar İsrail’in askeri operasyonları için önemli bir gerekçe oluşturmuştu. Ancak demokratikleşme sürecinde, Hamas’ın Filistin’de yönetimi ele geçirmesi bütün hesapları altüst etmişti. Ancak son günlerde Hamas ile İsrail arasındaki yakınlaşmalar bu dönemin de sona erdiğini gösteriyor. Bir yandan Hamas ile ateşkes ilan edilirken, bir yandan da El Fetih ile Hamas arasındaki işbirliğine ses çıkarılmıyor. Hamas’ın, Suriye’deki isyan ve demokratikleşme sürecinde sessiz kalması sağlanıyor.
Kısacası, ABD ve stratejik müttefiklerinin “Tehditle Varolma Stratejisi” Usame Bin Laden’in öldürülmesiyle yeni bir aşamaya girmiş bulunuyor. Bu yeni sürece “Tehditle Kontrol Stratejisi” demek herhalde çok yerinde olur.
Cesedinin okyanusa atıldığı söylenen Usame Bin Laden’in gerçekten öldürülüp öldürülmediğini şu anda bilmiyoruz. Ama şu bir gerçek ki; Afganistan’ın eski CIA Komutanı, koltuğuna daha yeni oturan CIA patronu tarafından –bütün sırlarıyla birlikte- emekli edildi.
2006 yılında kurulan WikiLeaks, ABD bağlantılı diplomatik sırları ortalığa dökünce pek çok komplo teorileri yayınlandı. Hiç kimse, bu işleri bir avuç uluslararası özgürlükçünün yapabileceğine inanmıyor. Bu işlerin arkasında mutlaka bir devlet veya istihbarat örgütü aranıyor.
Son yüzyılın dönüm noktalarından biri olan 11 Eylül 2001’den sonra, ABD’de ilginç ve kuşkulu olaylar olmaya başladı. 11 Eylül saldırılarının Süper Güç ABD’nin kalbinde nasıl gerçekleşebildiği hala gizemini koruyor. Ancak gizemli olmayan tek bir gerçek var ki, bu olay ABD’nin dünya egemenliği projesinin en önemli gerekçesi oldu. ABD dünyanın en önemli iki enerji bölgesinin OrtaAsya ve OrtaDoğu’nun göbeğine yerleşmek için askeri operasyonlara başladı. Bu askeri hakimiyet teorisinin arkasında Pentagon ve Neoconservatisme inanmış Cumhuriyetçiler vardı.
ABD’nin şişirilmiş bahanelerle Irak ve Afganistan’a yaptığı operasyonlar büyük kayıplara yol açtı. Bu kayıplardan rahatsız olan Demokratlar, Bush yönetimini kıl payıyla devirdikten sonra Irak ve Afganistan’dan çekilme planlarını yürürlüğe soktular. Bu süreçte Obama yönetimine direnen en önemli kurum Pentagon’du. 11 Eylül ve Dünya Hakimiyeti teorilerinin sahibi olan Pentagon, bu bölgelerden çekilişin ABD’nin çöküşüne yol açacağına inanıyordu. Demokratlar, Pentagon’u zorla ikna etmek için önce CIA yönetimini ele geçirdiler. CIA ile MI6 arasında sıkı bir işbirliği başladı. Cumhuriyetçiler dönemindeki İsrail ve Mossad işbirliği devre dışı bırakıldı. EbuGarip işkencelerinin fotoğrafları, Amerikan İngiliz istihbarat örgütlerinin marifetiyle dünya basınına sızdırıldı. Pentagon hem ABD hem de Dünya kamooyunda büyük yara aldı ve çekilme planlarına daha fazla itiraz edemedi.
ABD İngiltere İstihbarat Koalisyonu’nun çalışmaları neticesinde, eskiden MI6 hesabına çalışmış İngiliz vatandaşı Iyad Allavi, Irak’ta 7 Mart 2010 seçimlerini kazandı. Ama sonraki gelişmeler ne Irak’ta, ne İran’da, ne de Afganistan’da Obama yönetiminin istediği gibi gerçekleşemedi. İran’ın nükleer silah projesi engellenemedi. İsrail, Obama yönetiminin bütün baskılarına rağmen OrtaDoğu barışı konusunda ikna edilemedi. Bölgedeki iki önemli Pentagon müttefiki Türkiye ile İsrail’in arası iyice bozuldu. Obama yönetimi ABD ekonomisini iyileştiremedi.
Sonuçta, Kasım ayında Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirdiler. Obama’nın bir daha seçilemeyeceği ve Cumhuriyetçilerin tekrar yönetime gelecekleri netleşti. Bu durum, Demokratların ve Obama’nın yürüttüğü diplomasi yoluyla egemenlik ve çözüm politikalarının sonu oldu. Pentagon tekrar güçlendi ve ağırlığını koydu. Füze Kalkanı projesinin de kabul edilmesinden sonra, diplomasinin sonu geldi. WikiLeaks, ABD yönetimindeki bu iç savaşın yeni ve son aşaması. Asıl hedefi Obama yönetimi ve Hillary Clinton. ABD, Irak ve Afganistan’dan tümüyle çekilemeden çok önemli gelişmelere sahne olacak. Bu arada, Obama yönetiminin dünyadaki siyasi ortaklarının da sırları ortaya dökülecek. Bir çok ülkede mevcut hükümetlere olan güven önemli ölçüde sarsılacak. Pentagon’un hedefi, iki yüzlü ve geçici ittifaklar yerine kalıcı ve uzun vadeli ittifakların temelini atmak.
ABD İngiliz ortaklığı ile Rusya arasındaki istihbarat savaşları son günlerde hızlandı. Obama’nın 2010 hedeflerini açıklamasının ardından MI6 ile CIA arasındaki stratejik işbirliği yenilenmiş ve güçlendirilmişti.
CIA – MI6 Stratejik İşbirliği’nin temel hedefi, batı yanlısı İslamcı grupları Rusya’ya karşı kullanmaktı. Bu sebeple, Ortadoğu’da uzlaşmaz tutum sergileyen İsrail bu ortaklığın dışında bırakıldı.
ABD’nin İslam dünyasında yok olan imajı yüzünden, İslamcı gruplar ve örgütlerle olan ilişkileri İngiltere yürütüyor ve planlıyor. 2010 yılıyla birlikte MI6 kontrolündeki bazı sivil toplum kuruluşları İslam dünyasında geniş bir faaliyete başladı. El Kaide gibi Rusya yanlısı İslamcı örgütlerin fikir ve yöntemleri eleştirilirken, Batı yanlısı İslamcı gruplar ve örgütlere önemli destek veriliyor. Planlamalar MI6 tarafından yapılırken, finansman da Ortadoğulu petrol şirketlerinin desteğiyle CIA tarafından karşılanıyor.
Bilindiği gibi Soros’un çabalarıyla Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’da ABD yanlısı yönetimler güçlenmişti. Ancak son birkaç yıldır bu turuncu devrimler etkilerini yitirdi. Rusya, Asya’da yeniden güç kazanırken, ABD ve İngiltere yeniden başlattıkları Afganistan savaşında önemli bir başarı gösteremediler.
Siyasi ve Askeri yollardan önemli bir başarı sağlayamayan ABD ve İngiltere, istihbarat ve terör savaşını hızlandırdı. MI6 ile irtibatlı Çeçen gruplar Moskova metrolarında intihar saldırıları düzenlediler. Rus İstihbaratı ise Pakistan’da ABD büyükelçiliği yakınındaki patlamalarla buna cevap verdi. Ardından, Bağdat’ta İran, Almanya ve Mısır büyükelçilikleri önünde yeni patlamalar meydana geldi. Rusya, Kırgızistan’daki turuncu devrim liderini de bugün devirdi. Batı’nın desteklediği Bakiyev ise, MI6 ile bağlantılı olan Hizbu’t Tahrir’in güçlü olduğu Güney’e kaçtı. Muhtemelen buradan da Batıya geçmiştir. Kırgızistan’daki olaylar, Kuzey ile Güney Kırgızistan arasında bir çatışmaya da yol açabilir.
Bu dönemde Türkiye’de hala iç huzursuzluk sürüyor. Türk Hükümeti Rusya ile çok önemli bir stratejik işbirliği anlaşmasının hazırlığını yapıyor. ABD’nin baskısıyla yürüyen Türkiye – Ermenistan ilişkileri tam bir çıkmazda. Böyle bir ortamda, Türkiye olarak büyük bir çatışmanın ortasında kalabiliriz. İstihbarat savaşları, Türkiye ve Batı ülkelerine de kayabilir.
10 Nisan 2010 : Rusya ile Polonya arasındaki ilişkiler son yıllarda bir yumuşama içindeydi. Polonya’daki uçak kazası, bu ilişkilerin gerilmesine yol açacak. Bunu, ABD’nin Kırgızistan’daki devrime karşılık Rusya’ya verdiği bir cevap olarak değerlendirebiliriz.