ManazNet English
Stratejik Yorumlar
Panoramio Fotoğrafları

Archive for the ‘“DinBilim”’ Category

İslam dini, siyasi, hukuki ve ekonomik bir düzen değil bir inanç ve ahlak sistemidir.” Konuya böyle bir temel fikirle girmek bir önyargı gibi algılansa da, tabu olan din konusunda kesin ve net tanımlar koymak gereklidir.
Günümüzde, her insanın, sosyal çevre veya cemaatin ve toplumun kendine göre bir İslam anlayışı var. Bunları bir noktaya kadar doğal karşılamak gerekse de, kabuller arasındaki derin ayrılıklar ve çatışma noktaları, bilimsel bir tanım getirmeyi de zorunlu kılıyor. Bu tanımı getirirken dikkat edilmesi gereken temel nokta; İslam kavramını onu getiren temel kaynaktan, yani Kuran’dan hareket ederek açıklamaktır.
Kuran ve İslam düşüncesinde Din’in Sahibi ve Din Kurucusu Allah’tır. Peygamberler hüküm koyamazlar ve görevleri sadece kendilerine Allah tarafından bildirilenleri dosdoğruca insanlara ulaştırmaktır. Bu temelden hareket edilince, Kuran dışındaki din kaynakları sadece anlamaya yardımcı kaynaklardır. Peygamber Sözleri yani Hadisler, Kuran ayetlerini anlamak içindir, kendi başına hüküm koymak için değildir. Peygamber sözleri ile de hüküm verilebilir ancak, bu hükümler Peygamberlerin İçtihadları yani bireysel görüşleridir, yanılma ihtimalleri de vardır.
Kuran ayetlerini anlamada öncelikli yöntem Akıl’dır. Kuran Akla hitap eder ve Aklı olmayan için bir sorumluluk da yoktur. Kuran’ın mucizesi Akla meydan okumasıdır.
İslam kavramı, sadece Hz Muhammed tarafından bildirilen hususları kapsamaz. Kuran düşüncesine göre, tarih boyunca gelen bütün Peygamberler tarafından bildirilen esaslar İslam’dır. Müslümanlık, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi din kavramları insanların kendi kültür ve anlayışlarına göre geliştirdikleri din anlayışlarıdır. Allah katında Din Tek’tir ve bunun temeli de İnanç ve Ahlak’tır.
Neden İnanç ve Ahlak? Çünkü, bildiğimiz onlarca, bilmediğimiz yüzlerce Peygamber tarafından bildirilen esasların bazı ortak kuralları vardır. Bu kurallar, tarihe, zamana ve ihtiyaca göre değişmez. İnanç ve Ahlak kuralları her zamanda, her mekanda ve her toplumda geçerlidir. Yalan söylemek, insan öldürmek, hırsızlık haksızlık yapmak vesaire gibi ahlak kuralları her durumda ortaktır. Allah’ın Var ve Bir olması da yine temel ve ortak kuraldır.

Allah’ın varlığını kabul etmek, iyi ve doğruyu yapmak, yanlış ve kötülükten uzak durmak için Peygambere ihtiyaç yoktur. Bir kişi, ortada bir İlahi Kitap olmadan da Allah’ın istediği iyi insan olabilir. Aklı ile doğruyu görmek ve yanlıştan kaçınmakla sorumludur.

Zamana, topluma ve ihtiyaca göre değişen kurallar toplumsal kurallardır. Bir bakıma, insani kurallar ortak, toplumsal kurallar değişkendir. Siyasi, hukuki ve ekonomik kurallar toplumsal kurallardır ve zamana, topluma, ihtiyaca göre değişiklik arzeder. Hukuki kurallarda Adalet en temel kavramdır. Huzurun hakim olduğu bir iklimde veya toplumda Adalet için uygulanan kurallar hafif ve yumuşaktır, buna karşılık şiddet ve savaşın hakim olduğu toplumlarda sert ve acımasız önlemler de alınabilir, temel amaç Adaletin korunmasıdır.
İslam düşüncesinde en çok eleştirilen bir hükmü örnek verelim: Toprağın işlenemediği, hayvancılığın yapılamadığı ve cehaletin en yüksek olduğu Çöl toplumunda yağma ve hırsızlık son derece yaygındı. Kuran, topluma huzur (yani İslam) getirmek için, en caydırıcı yöntem olan El Kesme cezasını getirdi fakat gerçek anlamda hiçbir zaman da uygulanmadı. Bugünkü bazı Müslüman toplumların bu cezayı uygulamaya kalkmaları bir cehalet örneğidir. Çünkü hukukta temel olan bir suçtan caydırmadır. Asarak, elektrikle veya zehirleyerek yapılan İdam da suçtan caydırma yöntemidir. Eğer çağdaş bir toplum oluşturmuş iseniz bu cezayı Ömür Boyu Hapis yöntemiyle değiştirebilirsiniz.
Kuran’daki inanç ve ahlak dışındaki benzer kurallar, inanç ve ahlakın yerleşmesi için ortaya konulmuş ve zamana, topluma ihtiyaca göre değişebilen kurallardır. Hz Ömer, Kuran’da açıkça emredilmesine rağmen “Kalpleri İslama ısındırılacaklara verilecek payı” ihtiyaç kalmadığı için kaldırmıştı.
Hammurabi Kanunları ile bazı İslam hükümlerinin hedefleri arasındaki büyük benzerlikler, Adaletin gerçekleştirilmesinde akıl ve inancın nasıl ortak bir yol bulabildiğinin en önemli göstergesidir. Hz Muhammed döneminde o günkü Arap toplumunda uygulanmak üzere bildirilen hükümlerin ahlaki hedefi bağlayıcı ancak uygulama biçimi bağlayıcı değildir. Modern ekonominin temeline yerleşen Faiz kavramı, Faiz ödeyeni zor ve çaresiz durumda bırakmıyor, alınan ya da yatırılan paranın enflasyon kaybını karşılıyor, topluma da zarar vermiyorsa İslam düşüncesi açısından yasak değildir.
Siyasi, hukuki ve ekonomik kurallar ile yöntemler insanlar tarafından ihtiyaca göre belirlenir. İnanç ve ahlak, insana şekil verir; topluma ve devlete ise aklını kullanan ahlaklı insanlar şekil verir. Siyasetin, hukukun ve ekonominin bir ahlakı vardır ama Din Siyaseti, Din Hukuku veya Din Ekonomisi olmaz. Modern hukukun temel hedefi de adaleti gerçekleştirmek, içtihadlar (akıl yürütmeler) yoluyla zamana ve ihtiyaca göre daha iyiyi ve doğruyu yapmaktır.
İslam düşüncesinde (Türklerin kabul ettiği Maturidi inanç sisteminde), “Allah’ın varlığını kabul etmek, iyi ve doğruyu yapmak, yanlıştan ve kötülükten uzak durmak için Peygambere ihtiyaç yoktur. Bir kişi, ortada bir İlahi Kitap olmadan da Allah’ın istediği iyi insan olabilir. Aklı ile doğruyu görmek ve yanlıştan kaçınmakla sorumludur.” Dolayısıyla, Kuran ve İslam kavramlarıyla tanışmamış olsa da, Aklını kullanarak doğruyu yapan ve kötülüklerden uzak olan insanlarla Müslümanlar arasında değer farkı yoktur. Peygamberler ve İlahi kitaplar her insana ve topluma ulaşmamıştır; Ancak, Allah her insanı doğuştan Akıl Sahibi yapmış ve onun doğrudan kalbine ve ruhuna ulaşmıştır. İslam felsefesinde “Allah Tam Akıl’dır“.
İyiliği, doğruluğu ve güzel olanı yapma konusunda bir kurala veya emre ihtiyaç olmadığı gibi, kötülüğü görme ve bundan sorumlu olma konusunda da hiç kimsenin bir mazereti olamaz. Doğru bir dinle tanışanın şansı vardır ve sorumluluğu da fazladır, dini bilmeden aklıyla inanç ve ahlaka ulaşanlar dindarlardan daha kıymetlidir.
Konuyu, Kuran’da Allah’ın Hz Muhammed’e hitap ettiği ve O’nun da “Bu ayet belimi büktü!” dediği şu sözle bitirelim: “Allah’a inandım de ve sonra dosdoğru ol!” İşte Müslüman, Yahudi, Hıristiyan veya Dinsiz de olsa İnsan için Din budur, İslam budur.

Not: Aydınlanmaya ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde bu yazılar sürecektir. Lütfen ihtiyaç duyduğunuz konuları iletişim adresimizden iletiniz.

Share

İslam’ın temel ibadetlerinden biri, Ramazan ayı süresince oruç tutmak. Pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da gösteriş ve aşırılıklar, bu güzel ibadetin ruhunu ve anlamını zedeliyor. Sahur vaktinin yanlış uygulanması ise, uykusuzluk, mide rahatsızlıkları, hastalıklar ve sosyal problemleri beraberinde getiriyor. Çok az yiyerek de yaşanabileceğinin en belirgin kanıtı, modern dünyada yaygınlaşan diyetler. Aşırı şişmanlığın, psikolojik ve fizyolojik bir hastalık olduğu artık herkesin kabul ettiği bir gerçek. Az ama düzenli ve dengeli bir beslenme, sağlıklı bir vücuda sahip olmanın en önemli şartı. Bu çerçeve içerisinde bakıldığında, Oruç ibadetinin birçok yararları var. Az yeme alışkanlığı kazandırmak, irade ve istekleri kontrol edebilme yeteneğini güçlendirmek, günlük hayatta farkına varılmayan yiyeceklerin değerini öğrenmek ve israf etmemek, açlık içindeki toplumlarla duygudaşlık kurabilmek ve daha niceleri. Orucun gayesi ne kadar güzelse, günümüzdeki uygulaması da o kadar kötü ve yanlış. Az yeme alışkanlığı kazanılması gerekirken, abartılan iftar sofraları ve yemek çeşitleri ile aşırı israfa kaçılıyor. Eşler, dostlarla yenilen iftar sofraları adeta ziyafet sofralarına dönüşüyor. Özellikle belediyeler tarafından organize edilen ve adeta bir yarışa dönüşen iftar sofraları bir yandan aşırı israf, diğer yandan gösteriş yüzünden amacından saptırılıyor. Siyasi ve ideolojik çıkarlar için kullanılan iftar sofraları, ibadetlerin de politikaya alet edilmesi gibi çirkin bir yol açıyor. İslam’ın tavsiye ettiği Oruç ibadeti, günlük üç öğünün ikiye indirilerek günün iki ucunda yenilmesini ve arasında aç kalınmasını gerektiriyor. Günün iki ucundan maksat, güneş battıktan sonra iftar etmek, güneş doğmadan önce de sahur yemeğini bitirmek. Günümüzde uygulanan Sahur geleneğinde, insanlar gece boyunca uykusuz bırakıldıktan sonra tıka basa yemek yeyip yatmaya zorlanıyor. Gündüz tutulması gereken oruca geceden başlanıyor. Çoğu Müslüman, gündüzünü yarı uykulu, uyuşuk ve perişan bir vaziyette geçiriyor, birçoğu hastalanıyor. Ramazanı rahat geçirmek isteyenler işlerinden izin alıp, geceyi oturarak gündüzü de yani orucu da uykuyla geçiriyor. Halbuki Sahur vaktinden esas olan güneşin doğmasından makul bir süre önce –ki bu süre 15-20 dakikadır- yemenin içmenin kesilmesi ve günlük hayata başlanmasıdır. İslam’ın ilk yıllarındaki uygulamalar bu şekildedir ve Sahur’dan sonra uyumamak esastır. Yemek yedikten sonra uyumak zararlı ve yanlıştır. Allah’ın zararlı ve yanlış bir emri ve tavsiyesi olmaz. Allah, insanlara zulmetmez ve işlerini zorlaştırmaz. İslam, iyiliği, doğruluğu ve güzelliği emreder, kolaylaştırır güçleştirmez. İftar sofranız, Peygamber sofrasına benzesin. Birkaç çeşit ve az yemek yeyin. Korkmayın, iftarda ve sahurda az yediğinizde kendinizi daha iyi hissedecek ve daha rahat bir oruç tutacaksınız. Lütfen israf etmeyin ve israf edenleri de engelleyin. Zayıflayın, fazla kilolarınızdan kurtulun. Siz az yeyin ki, başkalarına da kalsın. Sadece yiyebileceğiniz kadar yemek yapın ve yaptırın. Sofranızda ve çöplerinizde yiyecek kalmasın. Kendinizi, akletmeden inandıklarınızı ve din adına size söylenenleri lütfen sorgulayın. Araştırın ve doğruyu kendiniz bulun. Bu dünyada hiç kimse, Allah’ın sözcüsü ve temsilcisi değildir. Gönlünüzle Allah arasına aracılar koymayın, aracılara da inanmayın. İslam’a göre her akıl sahibi kendisinden sorumludur.

Share
Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
This site is protected by WP-CopyRightPro